Sembolizm: Sâdece şiirde görülen bu edebî akım, 1885-1902 yılları arasında Fransa ve Avrupa’da tutunup moda olmuştur. Parnasçılığa karşı çıkan sembolizm rûhumuzla ilgili şeylerin sırlı inceliklerini ifâde etmeye çalışır. Sembolizmin ortaya çıkmasında edebiyâtta pozitivizmi, ilmî görüşü yansıtmak
isteyen realizm, natüralizm, parnasizm gibi akımların bezginlik vermesi, kuruluğu ile can sıkıcı olmasının yanısıra Avrupa’yı sarmaya başlayan maddeden mânâya, gövdeden rûha, kalıptan öze akımının da büyük rolü olmuştur. Aklın ve deneyin aslâ giremeyeceği alanların varlığının pozitivizme ve buna bağlı edebiyâta baş kaldıran sanatçıların sayısını giderek arttırması sembolizmin tutunmasını ve yayılmasını kolaylaştırdı.

Sembolizm, şiir konusundaki görüşleri ile az çok romantizme dönüş manzarası gösterir. Fakat o zamâna kadar alışılmış ve kökleşmiş bütün şiir tarzlarına baş kaldırmış olması onu romantizmden ayırır. Sembolistler, şiirde insan tabiatında var olan sırlı duyuşlara, çeşitli sezgilere yer vermeyi esas aldılar. Bunu yaparken vezin, kâfiye, üslup kayıtlarını arka plâna atarak serbest nazım içinde dilbilgisi mantığının ve alışılmış söz diziminin dışına çıkılarak hiç işitilmemiş, bâzen mânâsızlığa kadar varan söz kalıpları kullandılar.

Şiir muhtevâsında parnascılara taban tabana zıt bir tutumla şiiri sanki kelimelerle notalanan kendine has bir mûsikî gibi kabul ettiler. Bunu sağlamak için kelime ve söz arayışları içine girdiler.

Sembolist anlayışta; mecaz, şiirin esas öğesi kabul edildi. Fakat bu mecaz, eski şiirde gözüken ve kolay anlaşılan bir mecaz değildir. Çünkü bunlar, şâirin şiirini yazarken birdenbire hatırladığı ve dış görünüş îtibâriyle asıl konuyla ilgisi olmayan kelimelerdir. Bunların yorumu okuyucuya kalmıştır. Bunun farkında olan bâzı sembolistler şiirlerinin okuyucular tarafından kendilerine açıklanmasını isteyerek, sembolik şiirde telkin edilen hayal alemine ve bunun gerçek âlemle çağrışımlardan öteye geçmeyen ilgisine dikkat çekmek istemişlerdir.

Onların bu anlayışı, kendilerini masalımsı bir zaman ve çevre anlayışı içinde yepyeni temalar aramaya zorlamıştır. Dış âlemde gördüklerini değil, sezdiklerini vermişlerdir. Gerçek manzarayı mümkün olduğu kadar hayal ve sır ile kapamaya çalışmışlardır. Sembolizm, Fransız şiirinin büyük şâirlerini yetiştirdiği gibi, dünyâ şiirine de çok etkili olmuştur. Önde gelen şâirleri arasında Baudlaire (1821-1867), Verlaine (1884-1896), Mallarme (1842-1898) ve Rimbaud (1854-1891) vardır.

Türk Edebiyâtında Sembolizme yakın bir anlayış tasavvuf şiirlerinin hepsinde vardır. Fakat, en çok 17 ve 18. yüzyıllarda dîvân şiirini sarmış Nâilî, Neşâtî, Şeyh Gâlib gibi büyük şâirlerin başarıyla uyguladıkları Sebk-i Hindî tarzının kendine has bir sembolizm olduğu kanaatı yaygındır.

Fransız sembolizminin Türk Edebiyâtındaki tesirleri ise Servet-i Fünûnda ve aynı zamanda Cenab Şehâbeddin’de görülür.Ahmed Hâşim bu şiirin bütün kurallarını benimsemiş ve aynen uygulamış önde gelen bir sembolisttir. Ayrıca AhmedHamdi Tanpınar ve Ahmed MuhipDranas da sembolik şâirlerdendir.

Bu konuyu arkadaşlarınla PAYLAŞ..